SİSTEM KAOS VE KOMPLEKSİTE YAKLAŞIMLARI

Fatma ÇINAR   @fatma_cinar_ftm

Kutlu MERİH      @CORTEXIEN

@fractalorg

Günümüzde sosyal bilimcilerin kaos ve kompleksite kuramlarına olan ilgilerinin arttığını gözlüyoruz.  Bunun nedeni bu kuramların, mekanik neden-sonuç modellerinden farklı bir şekilde sistemlerin nasıl değiştiklerini araştıran kuramlar olmasındandır. Bir başka ifade ile, klasik fizik biliminde mekanik bakış yetersiz kaldığı için kuantum kuramına ihtiyaç duyulduğu gibi, sosyal bilimlerde de analitik bakış ile çözülemeyen veya açıklık getirilemeyen karmaşık ilişkilere kaos kuramı ile açıklık getirilmeye çalışılmaktadır. Ancak kaos kuramının özümsenmesi yine de kolay değildir.  Eski entelektüel alışkanlıkların zor öldüğünü söyleyebiliriz. Newton’cu fiziğin uzay, zaman ve nedensellik kategorileri, gerçekliği algılayışımıza derin kök salmış olmasından dolayı yaşamımızın tüm yanlarını şekillendirmiştir. Bunların gerçekliğiyle dalga geçen bir dünyayı asla hayal edemeyiz. Bu bağlamda, olayları yorumlamada ve çözümlemede kullandığımız yöntem ve yaklaşımların tümü, algılayışımızı sınırlandıran klasik analitik çerçeveler içinde kalmaktadır.

Analitik Mekanik ten Organik Sibernetik Geçişi

Bu noktada kaos ve kompleksite düşüncesinde yaygın olarak kullanılan bir ön yargıya açıklık getirmemiz gerekiyor. Kaos ve kompleksite düşüncesi Newtoncu yaklaşım için ısrarla doğrusal (linear) kavramını kullanmaktadır.  Newtoncuyaklaşımın temelini oluşturan ivme ve momentum kanunları doğrusal olmadığı gibi çözüm yörüngeleri de doğrusal değildir. Newton mekaniğine uygun basit bir sarkaç dairesel bir yürüngede salınırken bunu ikili hale getirdiğinizde bu yörünge temel mekanik model değişmediği halde kaotikleşir. Dünya ve diğer gezegenler güneş etrafında elips yörüngeler çizerler ve bu doğrusal değildir. Durum iki güneş tek gezegen olduğunda ise (üç cisim problemi) yörünge son derece kompleks olup hiçbir matematik formla ifade edilemez yani kaotiktir. Böylece doğrusal olanolmayan ayrımının aslında kaos ve kompleksite evreninde pek de anlamlı olmadığını görebiliyoruz. Gerçek ayrım analitik-sibernetik veya mekanik-organik olmalıdır.

Newtoncu yaklaşıma göre düşünen bireyler evrenin bir makine gibi değişmeyen kuralları olduğunu düşünürler.  Mekanik düşünmeye, kontrole ve kestirilebilirliğe dayanan bir makine modeline göre hareket etmiş olan yöneticiler, şimdi sınırlı kontrolün ve kısıtlı öngörü yeteneğinin olağan sayıldığı daha organik ve kompleksbir durumla boğuşmak zorunda kalmaktadırlar. Çoğu yöneticinin ve işgörenin, öngörülemez karmaşık bir durumla karşılaştığında, tedirginlik duymasına ve hemen bu işin içinden çıkmanın yollarını aramaya başlamasına neden olan şey belirsizlikten kurtulma isteğidir. Oysa yöneticiler kaos kuramını doğru anladıklarında, bulundukları öngörülemez durumların normal bir düzenin bir parçası olduğunu bilirler ve sistemlerini buna göre düzenlerler. Bütün bu süreçte kesin olan bir nokta varsa o da şudur: Geçmişte işleri nasıl yürüttüğünüze bakarak, gelecekte ne yapacağınızı kestirmek mümkün değildir.

Daha Çok Kontrol Daha iyi Değildir

İnsanoğlu her zaman daha önceki alışkın olduğu düzeni sürdürmek ister. Bu düzeni sürdürebilmek için “daha çok kontrol” ün yeterli olduğuna inanır. İnsanoğlu kaotik bir durumla karşılaştığında ise bu kuralı daha sert uygular. Çünkü sistemi daha çok zorladığımızda daha iyisini elde edebileceğimize inanırız. Ancak bugün hiçbir sistemde mutlak istikrarın olmadığını biliyoruz. Sistemler doğal, gelişir ve ölür(İbn HALDUN: Mukaddime). Sistem kuramcılarına göre, istikrarsızlık yenilenmeyi getirebileceği gibi, parçalanmaya ve yok olmaya kadar da gidebilir uyarısını dile getirmektedir. Sungaila’ya (1990:17), “… Sistemin dengesizliği desteklemesi, sistemin karakteristik hareketi olarak görülür, ancak parçalanmaya götürecek başka bir dalgalanma olasılığını meydana getirebilir veya kendini örgütlemeden ziyade sistemi çökertir.” Şeklinde uyarıda bulunmaktadır.

Kompleksite yaklaşımı tüm bilim dallarında her gün daha çok net bir şekilde görülmektedir. Bir olayı etkileyen etken sayısı çoğaldıkça kaos ve belirsizlik artmaktadır. Ekonomide her geçen gün, risk düzeyinin artması kompleks bir sistemin olduğunu göstermektedir. Borsada yatırım yapan bir yatırımcı, ne kadar iyi bir bilgisayar, iyi bir program ve iyi bir borsacıya güvenerek yatırım yapmış olsa da, borsadaki riskleri %100 bilmesi olanaksızdır. Bu da bize belirsizliğin olduğunu ve yok edilmesinin imkânsız olduğunu göstermektedir. Ekonomistler her ne kadar ekonomideki dengelerden ve ileriye yönelik rasyonel tahminlerden söz etseler de, kabul etmek gerekir ki mevcut ekonomi literatürü kaotik yapıların analizinde yetersiz kalmaktadır

Bugün kompleksite yaklaşımının insanoğlu tarafından kısa sürede kabullenmesi mümkün değildir. Çünkü bugün sahip olduğumuz düşünce yapısı, analitik anlayışa dayanan bir eğitimle biçimlenmiştir. Bu düşünce yapısının kısa bir sürede değişmesi mümkün değildir. Oysa kompleksite yaklaşımını yönetimde kabul etmek için anlayışımızda “reform” değil “devrim” yapmamız gerekir. Ancak bu konuda böyle bir değişim gerekliliğini kabul etmek bile büyük bir aşama sayılır.

Küresel Kompleks ve İşletmelerin Kompleks Yapıları

Günümüzde kompleks işletme yapılanmasında, işletmelerin ne tür krizlerle karşılaşacaklarını kestirmeleri güçleşmektedir. İşletmeler her zaman daha çok çevre faktörünü gözeterek hareket etmeleri zorunlu hale gelmektedir. İşletmelerin dikkatlerinden kaçan en küçük bir ayrıntı, zamanla büyüyerek krizlere yol açabilmektedir. Örneğin küreselleşme büyük ölçüde, bir ulus devletin ekonomik ve sosyo-kültürel yapısının diğer devletlerle entegrasyonunu içermektedir.  Küreselleşmeden yararlanmak isteyen ülkeler olumlu sonuçlar elde etmek için birçok zorluğu göze almaktadır. Çünkü bu ülkeler, küreselleşmenin iyi sonuçlar getireceğini düşünmektedirler. Ancak bugün baktığımızda küreselleşme, küresel avantajların yanında küresel birçok dezavantajları da beraberinde getirirr. Küresel terör tehditleri, küresel ısınma ve çevre felaketleri, ekonomik krizler ve denizaşırı savaşlar, insanoğlunun küreselleşmeden beklemediği ancak elde ettiği dezavantajlara birer örnektir. Zenginlik beklediğimiz küreselleşme öngörülerinde unuttuğumuz ya da elde edeceğimiz zenginlikler karşısında küçümsediğimiz olgular bugün felaket olarak adlandırdığımız olaylarla karşımıza çıktığını görmekteyiz. Bu da bize küreselleşme ile zenginlik ve refah arasında kurmuş olduğumuz mekanik bağın ne kadar yüzeysel ve eksik olduğunu göstermektedir. Bugün küreselleşmenin getireceği avantajları bilerek bilinçli bir şekilde hareket edilse bile, getireceği dezavantajları tahmin etmek mümkün değildir. Küreselleşme, tüm dünyayı kapsayan bir oluşumdur, bu gün için bu oluşum çok büyükmüş gibi görünebilir, ancak bu bakış açısı gelecekte çok anlamsız hale de gelebilir. Bu durum belirsizdir.

Kaotik sistemlerin karmaşık geri besleme mekanizmalarına sahip olduklarını söyleyebiliriz, çünkü sebep ve sonuçlar arasında direkt bağlantılar bulunmayabilir. Bu yüzden yöneticilerin yönetimde üç farklı seçenekleri vardır. Bunlar denge, parçalanma ve kapalı sınırlar içinde istikrarsızlıktır. Başarılı kurumlar, denge ile parçalanma arasında yönetilebilen kurumlardır. Çünkü gelecek tahmin edilemez ve şansa da bırakılamaz. Gelecek çevrede bulunan dalgalanmalara hassas bir yanıt olarak ortaya çıkar.

Günümüzde birçok yönetim, kuruluşlarını düzenli, mekanik ve öngörülebilir sistemler haline getirme çabasındadırlar. Bunun kompleks ortamlarda imkânsız olduğu açık bir gerçektir. Bunun yanı sıra, örgütlere zarar verici tarafı da vardır. Çünkü örgütler mekanikliği ve kesin öngörülebilirliği yakalamak için, örgüte etkisi olan birçok çevre faktörünün etkisini yok etmeye ya da görmezden gelmeye çalışmaktadır. Bu da örgütün çevreden kopmasına yol açmaktadır. Çevreden bağımsız bir şekilde yaşayan düzen ise yaratıcılığı engelleyip örgüt fonksiyonlarının zayıflığına neden olur. Bu nedenle günümüz örgütleri analitik-mekanik eğilimlerinin, kurtarıcı bir çözüm olmadığı gibi beraberinde örgütleri yok etme risklerini de taşıdığını bilmelidirler.